7 Ekim 2013 Pazartesi

bazı şeyler...

zaman zaman üşüdüğümde, korktuğumda, üzüldüğümde, güçsüz hissettiğimde, kocaman bir bulutun içinde yalnız kalmışsam mesela; gözlerimi kapatıyorum, derin bir nefes alıyorum ve zamanda geriye gidiyorum, kocaman ufuk çizgisinde sonu görünmeyen ve bu yüzden sonsuz olduğuna inanmak istediğim, bir su birikintisinin üzerinde sırt üstü yattığımı tahayyül ediyorum. suyun dalgalanışıyla ben de dalgalanıyorum, suyun parmak uçlarıma temas ettiğini hissediyorum, güneş suyun üzerinde kalan tenime vuruyor ve her dalgasıyla nefesimin suyun üzerinde kalan kısmında bedenimin su alçalıp yükseliyor ve zaman zaman su tanecikleri bırakıyor... su damlalarının; güneşin ısıttığı tenimde yarattığı ürpertiyle, tüylerimin diken diken olduğunu hissediyorum. kocaman bir okyanusun ortasında yapayalnızım, bir tek ben varım, başkalarının varlığından, olaylardan, zamandan ve nice şeyden arınıp salınıyorum.

ve bazılarına korkutucu gelen bu yalnızlık ve kocaman bir okyanusta damla olma hissi benim içimde yer açıyor ve içimi aydınlatıyor. sanki akciğerlerime kocaman bir hava balonu doluyor, oysa nefes almadığımızı biliyorum. aslında nefes alınan bir şey değil, dolan bir şey içimize... diyaframımızı serbest bırakınca, basınç zaten kendi kendine dolduruyor içimizi havayla... nefesi vermek bilinçli olan aslında... nefesi vermek eforlu...

evrenin içimde yer açmasına izin veriyorum ve gözlerimi açıyorum. bu muhteşem okyanusta bir damlayım sadece ve sürükleniyorum. suyun üzerinde nefes alıp verirken nasıl ufak halkalar yaratıyor ve kocaman okyanusta belki bir kelebek etkisi gibi tsunamilere sebep oluyorsam, bugün, bu an, oturduğum yerde de enerjimin bir ışık gibi etrafımda bir dalga gibi harelenerek yayıldığını düşlüyorum.

üşümüşlüğüm, korkmuşluğum, üzülmüşlüğüm, güçsüz hissetmişliğim, harelenerek yayılıyor ve yok oluyor, etrafımda sadece parlak bir ışık kalıyor benimle...

suyun altında ve üstünde, etrafında ve içinde hayatımı etkileyen onlarca olay arasında-ki çoğunu gayet net hatırlarım- bir tek ne zaman bunu keşfettiğimi anımsamıyorum, ama ne zaman kafamı suya soksam havuzda, denizde veya küvette-evet  küvetlerde kafamı suya gömüyorum- gözlerimi kapatıp o anı yaşıyorum, geri dönmek için, dönebilmek için....

ve bazı şeyler, ufak da olsalar insana muhteşem hissettiriyor.

hani yılın ilk çileğini satın alıp eve gelmek gibi mesela, marketin plastik dikdörtgen kutularında, üst üste balık istifi dizilmiş kırmızı meyveciklerin kutunun üzerindeki ufak yuvarlak deliklerden dışarıya baharın kokusunu bırakması gibi, yanından geçerken manav reyonunun burnunda ufak bir şekerli kokuyla farketmen gibi onu... eğilip koklayabilecekken, eğilmemek ve anın o azıcık gelen kokunun kıymetini bilmek gibi bazen. ve şikayet etmeden, oysa hepimiz biliriz ki çilekler plastik şeffaf dikdörtgenlere sıkıştırılmamalı ve bir kese kağıdında eve yollanmalıdırlar, seksenlerin orta gelirli türk dizi ailelerinin bize öğrettiği şekilde... ve eve gelip, kırmızı küçük bir çileğin yeşil tohum tanelerinin üzerinde uzanan ufak iplikçik gibi tohumların rengini hafızana kazıyıp, diline ilk üzerinin temas edişini hissedip o yılın ilk çileğinden ilk ısırığı almak gibi işte...

ve bazen apar topar nereye iç çamaşırlarını attığını bile düşünmeden ve üzerindekilerin odanın yerine saçıldığını umursamadan nefes nefese sevişmek gibi... boynunda soluğunun nemini hissetmek gibi birinin ve hızlanan nefes alış verişlerini... nefes almak eforsuzdur oysa... ve dağılan beyaz otel odası çarşaflarına aldırmadan buruşan nevresimler üzerinde hızlı ve soluk soluğa sevişmek gibi... boşaldıktan sonra yatağın üzerinde sırt üstü yatarken ve beynine henüz kan ulaşmadığından aptallaşmışken ayak parmaklarının karıncalanması gibi, ve kalbinin bacak arandan biraz yukarıda bir yerlerde gümbür gümbür atması gibi... ve saçlarının odanın her yerine dağılmış olması güzel olan ve jartiyer çoraplarım hiçbir seksin sonunda bacaklarımın aynı yerinde duruyor olmazlar.

hayat genelde muhteşem ve çok ihtişamlı anlardan oluşmakta, çünkü bazı şeylerin kıymetini biliyoruz.


gökyüzünün 7 katından birinden sevgilerle...