6 Mart 2022 Pazar

Bu bir politik yazıdır

İlk önce şunu söylemeliyim ki, hayatımın hiçbir döneminde insan ırkına değer vermedim, hayatımın neredeyse tamamını mantığımla sürdürdüm ve genel geçer hayat görüşüm de kendi rahatım, kendi yaşam standartlarım ve kendi konforum üzerine kurulu. Dolayısıyla çoğu insani değere sahip değilim. 

Yolda bebeğiyle dilenen bir kadın gördüğümde üzülmem,

Haberlerde Avrupa’ya kaçak göçmen olarak gitmek isterken boğulan bir çocuk bende ağlama isteği yaratmaz,

Düşünün ki covid-19 ortaya çıkıp planlı bir şekilde dünya nüfusunu azaltmak için yapılan bir proje olduğu söylendiğinde mantıklı ama hatalı olduğunu düşündüğümü dile getirmiştim. Bana kalırsa nüfusu azaltmak mantıklıydı ancak ben yaşlı ve hasta insanları öldüren bir virüs yerine beyin kıvrımları az veya gri hücresi az olan insanları öldüren bir virüs tasarlamayı tercih ederdim. Projenin tek hatası müthiş bilgi birikimi ve deneyime sahip doktorları-bilim insanlarını- sanatçıları öldürürken, tükettiği oksijene değmeyen insanların belirtisiz atlatmasıydı. 

Trump Başkan olarak seçildiğinde Çırağan’da çok sevdiğim Amerika’lı bir dostumla beraberdik (yani o gün değildi ama o aralardı) dalga geçerek koskoca Amerika’nın nasıl böyle saldırgan ve aşırı milliyetçi birisini tercih edebildiğini sormuştum. Genelde farklı milletlerden olan insanlarla ülke ve dünya siyaseti üzerine konuşmaktan keyif alırım. Uzun zamandır birbirimizi tanıdığımız için ülkelerinin politikasının bizimkine benzemeye başladığını söyleyip biraz da o dönem Trump’ın öne sürdüğü göçmen politikalarının artık dünya vatandaşı olduğumuz ve milletin-kökenin-ırkın bizi tanımlamak için çok 2. Dünya savaşı dönemi kafası olduğundan bahsetmekteydim. Durdu ve bana dedi ki ben de Trump’a oy verdim, evet bizzat Trump karakterini desteklemiyorum ama politikalarını destekliyorum. Bu şimdi yapılması gereken bir hamle çünkü şimdi yapılmazsa çok geç olacak ülkedeki işsizlik, tüketim-üretim dengesi vs vs…

Genel olarak globalde aslında sadece Türkiye değil tüm ülkeler daha baskın, güçlü karakterli sağ yapıda liderler seçiyorlar ve ülkeler Avrupa da dahil daha milliyetçi oluyor çünkü küresel ısınma, iklim değişikliği, dünyadaki kaynakların azalması uzun vadede başka bir ülkenin vatandaşını değil kendi vatandaşını seçmeni gerektirecek. 

O zaman ben hala bir sevgi kelebeği olduğumdan ve Türkiye henüz mülteci krizi ile sarsılmadığından bana söyledikleri çok da mantıklı gelmemişti! Ama şimdi düşünüyorum da gerçekten mantıklı! 

Kimin görüşü olduğunu hatırlamıyorum ama insanlığın dünyayı bir organizma olarak düşünürsek dünyanın kanseri olduğunu söylüyordu, buna her zaman inanırım. Bir gün Ya dünya kendi bağışıklık sistemi hücreleri ile insanoğlundan kurtulacak ve yeni bir yaşam başlayacak ya da insanlık kanseri bu dünyayı tamamen hasta edip yok edecek. 

Eminim şu an söyleyeceğim şey de çok tepki çekecektir ama ben dünya nüfusunun azaltılması için savaşların da, hastalıkların da, doğal afetlerin de gerekli olduğunu düşünüyorum. 

2018’de küresel ısınmanın geri döndürülemez hale gelmemesi için son 20 senemiz olduğu açıklandı. 

Şu yıllarda yaşadığımız seller, orman yangınları, kuraklık bunun sadece başlangıcı.

Etrafta ülkemizin yeni mülteci akımı Ukraynalılar ile ilgili yazılanları okuyorum. Neymiş modernlermiş, sokakta kimseyi rahatsız etmezlermiş, Avrupa kültürüne sahiplermiş, çoğu eğitimli veya okumuş insanlarmış da gelmelerinde Suriyeli, Afkan veya Pakistanlı kadar problem yokmuş. 

Göçmenlerin/mültecilerin ve ülke dışından alınan göçün sadece kısa vadeli etkilerini konuşuyor insanlar, gözle görülebilir olanlarını…

Sokaktaki insanların arasına karışabilmek gibi, para sahibi olmak gibi… 

Ama kimse göz önünde olmayan etkilerinden bahsetmiyor. 

Her gelen mülteci benim ülkemin hava sahasında karbondioksit salgılıyor, hava kirliliğine sebep oluyor ve ormanların giderek tahrip olduğu şu günlerde çocuklarımızın soluyacağı oksijeni azaltıyor. 

Her gelen mülteci benim ülkemde üretilen tahıl rezervlerini tüketiyor, hayvansal gıdaları tüketiyor. Her gelen mülteci daha fazla metan gazı salınımı demek. Ülkenin kendi kendisine gıda olarak yetemediği için ithal olarak ülkeye alınan gıda demek, gıda fiyatlarının arşa çıkması demek.

Her gelen mülteci ülkenin içme suyu kaynaklarının tüketilmesi demek. İçme suyu kaynaklarımızın 100 senede değil 50 senede bitmesi demek.

Elektrik-su-doğalgaz-petrol-kömür gibi milli kaynaklarımızın tüketilmesi-dışarıya bağımlılığımızın artması ve bunlar için ülke bütçemizden her sene daha fazla harcama yapılması demek.

En basitinden yurtdışından aldığımız ilaçlar için yaptığımız anlaşmaların fiyatlarının uçması demek.

Sağlık sistemimize yük demek, devlet hastanelerinde sıra bulamamak demek

Eğitim sistemimize yük demek çocuklarımızın 20 kişilik sınıflarda değil 50 kişilik sınıflarda okuması demek. 

Konut fiyatlarının-kiraların sürekli olarak yükselmesi demek çünkü barınma ihtiyacı olan milyonlarca yeni insan demek…

Kültürümüzün dejenere olmasına, suç oranlarının artmasına değinmek bile istemiyorum herkesin bildiği şeyler zaten. 

Ben neden daha az kalabalık bir ülkede, daha temiz bir havada, daha temiz sular içerek, daha ucuza beslenerek, daha az karbon salınımı yaparak yaşamak yerine bunu tercih ediyorum?


Savaş benim savaşım değil, halk benim halkım değil, gelen insanlar bana faydası olan insanlar değil. 


Neden kendi geleceğimi düşünmüyorum?


20 sene sonra temiz su arayacaksam başka insanlar şimdi ülkeme geliyor diye, gelmesinler 40 sene sonra arayayım. 

Ülkemin kaynaklarını şimdi başka milletten insanlar tüketsin diye niye gelecek nesilleri açlıkla-susuzlukla-kirlilikle başbaşa bırakıyorum?


Benim kaynaklarım, benim ülkem, benim insanlarım öncelikli kaygım olmamalı mı?

Dünya nüfusunun azaltılması projesini destekliyorum, destekliyorum da projenin artıklarını neden biz ülke olarak besliyoruz onu hiç anlamıyorum.